17 Nisan 2011 Pazar

Bence Formula1'in En Güzel Yarışı

Geçtiğimiz hafta koşulan Formula 1 Çin Grand Prix’inde Vettel’in 3 hafta üst üste kazanma amacı yıkılırken, takım arkadaşı Webber ise 18. olduğu ve hayalkırıklığı yarattığı sıralamalardan sonra tırmana tırmana podyumu ele geçirdi ve beni yıllar öncesine götürdü..

Yıl 2000, Hockenheim Almanya GP.. Micheal Schumacher ve Mika Hakkinen arasında müthiş bir şampiyonluk savaşı vardır. Artık Ferrari, her şeyiyle tam olarak hazırdır, Schumacher, Todt, Brawn,Byrne  ile.. Deli gibi istediği şampiyonluk için savaşmaktadır, Markalar Şampiyonluğu için savaşta ise ekibe bu sene katılan Barrichello da destek verecektir. Ama 2000 Hockenheim GP’si markalar şampiyonluğu için bir yara demektir. 2. Pilot Barrichello yarışa 18. sıradan başlayacaktır. Mclaren ise Coulthard ile ilk sırada, Schumacher 2, Fisichella 3. ve Hakkinen 4. sıradadır. Formasyon sırasında Barrichello’nun önündeki Button arabasını çalıştıramaz ve gridin en sonuna yerleşir, Barrichello’nun önü açıktır. Start esnasında, Fisichella ve Schumacher bir anda birbirine girer, ikisi de yarış dışıdır. Kabus gibi bir haftasonudur Ferrari için,  şampiyonluk adayı pilotları yarış dışıdır, Mclaren arabaları ise bir anda 1 ve 2. sıraları alırlar ve  McLaren taraftarları şarkılara başlar. Artık Ferrari umudu kesmiş, Baricchello'nun 11. sıraya yerleşmiş olması bile umutları yeşertmemiştir. Fakat muhteşem Ferrari'si ile Barrichello herkesi geçmeye başlar,  ilk pit stoplar sonrasında McLaren’ların 32 saniye gerisinde 4. sıradadır, kimse bu farkın kapanacağını düşünmemektedir. Bir yandan yağmur bulutları yaklaşırken, kader de ağlarını örmektedir.

Nitekim, Mercedes fabrikasında çalışırken kovulan bir işçi, Hockenheim’in ormanlık arazisine bir gün önceden gizlice girmiş ve tam da bu esnada piste dalar. Elinde, “Sağlık sorunlarımı bilmesine rağmen, bana yapamayacağım bir iş veren Mercedes beni kovdu” yazılı bir döviz de taşımaktadır. Hemen güvenlik aracı devreye girer ama McLaren’lardan sonra... Böylece 3. Trulli ve diğerleri hemen pite girer ve McLaren garajında kimi ilk önce pite alacağız diye karışıklık yaşanır. Önce Hakkinen ve sonra Coulthard alınır pite ve bir anda Coulthard sıranın en sonuna düşer. Artık McLaren'lar ve diğerleri arasında fark erimiştir. Güvenlik aracı çıkar çıkmaz yaşanan bir kaza ve Trulli'ye sarı bayraklar altında geçiş cezası birden 18. sırada başlayan Rubens Barrichello'yu ilk sıraya yerleştirir. Hockenheim'a ise yağmurun ilk damlaları düşmeye başlamıştır.

İşte dahiyane Ferrari stratejisi bu anda devreye girer. Hockenheim o kadar uzun bir pisttir ki, yağmur pistin bazı yerlerine yağmakta, bazı yerleri ise kuru bırakmaktadırlar ve yağmur altındaki sürüşü ile güven veren Barrichello pite alınmaz. Artık Hakkinen yağmur lastikleri ile ıslak zeminde, Barrichello ise kuru zeminde uçmakta ve toplam tur dereceleri her ikisi için de eşit olmaktadır! Son 6 turda yağmur iyice etkisini artırır ve Barrichello o kadar güven kazanmıştır ki pite girmez, yani son 6 turu kuru zemin lastikleri ile yağmurda geçirir, kariyerinin ilk birinciliğini elde eder, yağmur altında harikalar yaratanlar arasında ise çoktan yerini almıştır. Artık 2 tür damla düşmektedir Hockenheim’a.. Yağmur ve Brezilya bayrağını gururla açmış, ilk grand prix'sini kazanan Barrichello’nun gözyaşları....

26 Mart 2011 Cumartesi

Cumartesi Kahvaltı Müziği - 26.03.2011

Haftaiçi İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin Seville Berberi temsilindeydi. Bu bana her zaman Bugs Bunny'yi de hatırlatıyor: Rabbit of Seville'i buradan izleyebilirsiniz. Olağanüstü bir temsildi, eğer olur da yakalayabilirseniz mutlaka izlemenizi tavsiye ederim: Kahvaltı müziğimizde bu hafta onun üvertürü var:

19 Mart 2011 Cumartesi

Cumartesi Kahvaltı Müziği - 19.03.2011

Bu hafta çok uzun saatler boyunca çalıştım, bu uzun gecelerde yanımda olan şarkıyı sizinle paylaşmak isterim, şarkı aynı zamanda benim için daha özel, eşimle evlendiğimiz gün salona bu şarkı eşliğinde girmiştik. klibin ortasında Enrico Macias'ın yarılmasına dikkat :)

Evet, Muhteşem Olimpia konseri ve Enrico Macias, Oh Guitarre, Guitarre





14 Mart 2011 Pazartesi

Canım Babamla İlk Derbi

TRT Spor'da yayınlanan Kupa Saati programı bu hafta Cuma günü Galatasaray - Fenerbahçe maçı için özel program yapacak. Bu kapsamda Galatasaray'lılardan ve Fenerbahçe'lilerden derbi anılarını göndermeleri istendi...

Bu Bloga başlarken kendi kendime, fanatiği olduğum futbol takımı ve fanatiği olduğum siyasi parti ile ilgili hiçbirşey yazmayayacağım diye söz vermiştim. Ama bu benim için çok önemli anıyı burada sizinle de paylaşmadan edemedim, o güne ait fotolarla buyrunuz :)

İstanbul Ali Sami Yen Stadı’ndan iyi akşamlar sayın seyirciler.. Küçüklüğümden beridir hep bu cümlenin sihirine inandım. Ne zaman bu cümleyi aklıma getirsem İzmir’de sarı-kırmızı bir kalp heyecanla çarptı. O zamanlar İzmir’in Süper Lig’de 2 takımının olduğu yıllar.. Her Ağustos ayında fikstürün belirlenmesi ile birlikte, Galatasaray’ın İzmir’e geleceği günleri işaretler heyecanla o günleri beklerdik..

Zaman geçti, futbol artık şifreli yayınlanmaya, İzmir’in o zamanki adıyla 1.Lig gediklisi takımları ise bir alt kümenin gediklisi olmaya başladı. Artık İzmir’de kahvede izlenebiliyordu maçlar.. Ne zaman Ali Sami Yen’de Galatasaray – Fenerbahçe maçı olsa babamla  “War Chant “ eşliğindeki atkı şovuna hasretle bakar, “mutlaka bir gün biz de o tribünlerde olacağız” diye söz verirdik birbirimize..

Her sene bunu demenin artık bir sonu geldi, çünkü ben okuldan mezun oldum ve çalıştığım yer beni İstanbul’a tayin etti. Ali Sami Yen’e gidebilirdim ama inatla o günü bekledim. Tarih 12.12.2004… Galatasaray – Fenerbahçe maçı.. Biletleri aldım, babam İzmir’den geldi ve yeni açık üst katta yerimizi aldık. Gündüz hava mükemmeldi ama Ali Sami Yen’in soğuğu ile de güneş batınca tanıştık. Yine de tüm tribünleri dolduran ve Necati’nin 55. dakika attığı golle beraber İzmir’de bir kısmını gördüğümüz “İstanbul seyircisi” ile beraber coştuk, eğlendik, karmakarışık olduk. Hatta o maçın gol sevinci Galatasaray’ın Unutulmaz Maçlar DVD’sinde de yer aldı. Çıkarken çevremizdeki bütün insanlar babama “Abi senin yol paranı bilet paranı karşılayalım her Fener maçında gel sen buraya” diyordu, babamın yüzünde de kocaman bir gülümseme.. Benden mutlusu var mı… Yıllardır konuştuğumuz hayal nihayet gerçek olmuş, üstelik bu hayali güzel  bir galibiyet ile süslemişiz…  


13 Mart 2011 Pazar

Cumartesi Kahvaltı Müziği - 12.03.2011

Biraz geciktiğimin farkındayım iş nedeniyle blogger'a girme şansım çok olmadı. Özürler diliyorum ama sizlere bu hafta için biraz tarz değiştirerek hafta içi gittiğim ve çok etkilendiğim Ana Moura'dan bir fado dinletiyorum.  Leva-me Aos Fados

8 Mart 2011 Salı

Üniversitede Kar Tatili..

Bugün Ankara'da çok şiddetli kar yağdı ve Eskişehir yolu üzerindeki kampüslerin en uzağı Başkent Üniversitesi yarın okulu tatil ettiğini duyurdu. Hacettepe zamanlarında belki de en heyecanla beklediğimiz zamanlardı, televizyonların başına koşardık kar yağdığı zamanlarda.

Yine böyle deli gibi kar yağdığı zamanlardan birisi, final haftası. Beytepe kampüsünden dönüş yolunda otobüs aşağıya süzülürken başladı kar yağışı. Yağmasından belli deli gibi tutacak. O zaman herkes hayallere daldı.. Oh yarın kesin tatil olur yırttık sınavdan. Hem de FİZMAT (Fizikte Matematiksel Yöntemler) sınavı ki, hazırlanmak için ekstra bir gün daha bulunmaz nimet.

Kendime güzel bir çay demledim, haberleri başladım seyretmeye. Ankara'da gittikçe şiddetlenen kar görüntüleri var, hatta ertesi günü bazı kamu kurumlarında bile yarı işgücü çalışacak diyorlar. Allaaaah değmeyin keyfime. haberler de geliyor, ODTÜ tatil, 10 dakika sonra Bilkent tatil.. Ohoooooo onlar tatil olduysa en uzağı biziz hem de dağ başındayız.. Biz de haydi haydi tatiliz.... Ya haberler bitti hala ses seda yok. O zaman internet şimdiki gibi olmayanı dövüyorlar modunda değil, ancak olan arkadaşlarımızda var, eğer o da internete bağlı değilse ara ki sorasın :) E o zaman internete 56k modemlerle dial-up bağlanıyorduk. Evin çocuğu internete girdiği anda o evin de dünya ile olan iletişimi kopardı :) Neyse aradım ben interneti olan bir arkadaşımı, o sürekli internetten kontrol edecek, bana haber verecek.. Ya gece 12 oldu hala ses seda yok. Sonra bana bir telefon başka bir arkadaşımdan. Olm Bikocan, okul son model kar küreme makineleri almış, tüm yollar açıkmış, sabaha kadar da çalışacakmış makineler. Okul yarın açık.. Ben de ne diorsun olm diye bir kükredim telefon başında.. Sonra telefonu kapar kapamaz hemen kitap başına.. Gelsin 3 bilinmeyenli denklemler, gitsin davul zarı problemleri :))))

Hala rüyamda senin bir dersin eksik bu da FİZMAT dersi diyorlarsa işte sebebi bu olaydır :)

5 Mart 2011 Cumartesi

Cumartesi Kahvaltı Müziği - 05.03.2011

Bugün 19. yüzyıl bestecilerinden Edvard Grieg'in Peer Gynt suitini konu edelim istedim. İşte muhteşem In The Hall of The Mountain King

28 Şubat 2011 Pazartesi

Albüm Yorumları II - Tchaikovsky 1812 - Marche Slave



Öğrencilik yıllarımızda “deniz yok” diye çok sızlandığımız Ankara’nın tadını artık çıkarmaya başlamışız. Gerçek anlamda kültürün ve sanatın başkentinde olduğumuzu anladığımız ve Ankara’nın bizi kendisine aşık etmeye başladığı yıllar. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının o hafta hem Romeo Juliet üvertürünü hem de  Poloveç Dansları’nı çalacağı haberi çıktığında, o zamanlarda tüm üniversitelilerin takıldığı Bilkent Bulletin Board System (Buces BBS)’de bir dalgalanma oldu ve herkesin neredeyse bilet bulmak için birbirini çiğnediği birkaç günden sonra şanslılardan birisi olarak Cumartesi günü sabahtan konser salonunda yerimi aldım. Ankara’da öğrenci olmanın avantajı da budur, her tiyatro ve konsere inanılmaz ucuza gidersin. Muhteşem ötesi bir konser, ilk kez dinlediğim Poloveç Dansları beni esir almış ve kulağımda halen o çalıyorken bir anda kendimi Dost Kitabevi Klasik Müzik bölümünde buldum. Ufak bir araştırmadan sonra elimde sahip olduğum ilk Deutsche Grammophon albümünü tutuyordum. Öğrenci bütçesine göre gayet sağlam bir para vererek Tchaikovsky: 1812 – Marche Slave adını taşıyan bu albümü aldım.

Albüm aynı zamanda Rimsky Korsakov’un Capriccio Espagnol’ünü ve bahsettiğim gibi  Borodin’in Poloveç Danslarını da içeriyor ve DDD etiketi ile dikkat çekiyor. Albümün her noktasında inanılmaz bir özenli çalışma kendini belli ediyor. Nereden başlasam, kapaktan çıkan birkaç dilde her eseri tarihçesini anlatan kitapçıktan mı, yoksa  Koronun ilk sesleri ile resmen konserin ve aksiyonun içinde yer alma duygusundan mı. Herşeyiyle alıp götürüyor ve su gibi akıp gidiyor notalar. Poloveç Dansları için aldığım albümde 1812 beni daha çok etkiliyor, kitapçıktan aldığım bilgilerde gerçek konser havasını vermesi için Göteborg Kiliselerinin ve top atışlarını yapan Göteborg Artillery Division’ın bile digital kaydını yapmışlar. Gerçekten de eserin sonlarında bunu sonuna kadar hissediyorsunuz, muhteşem bir final ile de eser sonlanıyor. Aynı kaliteyi lezzeti Poloveç Dansları’ndaki koronun güzelliğinde, Capricco Espagnol’da Endülüs nağmelerinde de alıyorsunuz.  Özellikle Rus bestecileri seviyorsanız bu albüm mutlaka ve mutlaka arşivinizde olmalı.

27 Şubat 2011 Pazar

Albüm Yorumları I - The Glory of Italian Opera: The Most Beautiful Arias, The Greatest Choruses Overtures and Intermezzi




Bir klasik müzik sevdalısı olarak, her ay bir klasik müzik kaydı almayı kendime destur edindim, uzun zamandır aradığım ortamı (evde temizlik vardı, kimse beni rahatsız etmiyordu odamda :P) da bulunca ilk aldığım albümü nihayet hakkını vererek dinledim. Bundan sonra da bu albümleri ne zaman hakkını vererek dinlersem kendi bloğumda yazmaya karar verdim. Bu arada, twitterda olsun, radyo3 programlarından email adreslerini verenler olsun herkese İstanbul’da D&R dışında hangi yerden klasik müzik albüm kayıtlarını bulabiliriz diye soruyordum ama hiç cevap veren olmadı, aradığım cevabı nihayet Habertürk Skala programı yapımcısı Bedia Güzelce verdi, Cihangir’deki Ak Müzik mağazası.  Kendisine buradan bir kez daha teşekkür ederim.  Bu arada Ankara’da Dost Müzik bu konuda hiç beni yanıltmamıştır bilgilerinize :)

Evet geçtiğimiz ay aldığım ilk albüm, Sony Music etiketli “The Glory of Italian Opera: The Most Beautiful Arias, The Greatest Choruses Overtures and Intermezzi” albümü. 3 cd’den oluşuyor ve tahmin edilebileceği üzere 1. cd tanınmış İtalyan aryaları, 2. cd bu operalardan seçilen güçlü korolar ve 3.cd de yine bu operalardan seçilmiş en güzel üvertürler. En başından beridir ne zaman bir klasik müzik albümü alsam the best Mozart, the best Beethoven gibi albümlerden uzak durmuşumdur. Gerçekten de son derece özensiz ve gelişigüzel eserler seçilmiştir, diğer taraftan albüm içinde yeterli bilgi olmaz. Bir yandan kayıt firması Sony olması beni cezbetti, endişelerimi giderdi, diğer taraftan albümdeki eserlerde Nessun Dorma, Un Bel Di Vedremo, Gloria all’ Egitto, Vedi! Le fosche gibi beni her zaman coşturan eserleri görünce işte tamam galiba turnayı gözünden vurduk dedim.

Ancak beklentiler büyüdükçe hayal kırıklığı da o kadar büyük olur demişler. Eserleri dinlerken her ne kadar digital re-master yapsalar da bir Deutsche Grammophon kaydı gibi berrak bir ses alamıyorsun, müziği bilgisayarda sonuna kadar açsan bile odayı dolduran bir efekt yaratamıyorsun. bir de eğer konu İtalyan Operası ise tenor olarak insan bir tane bile Pavarotti koymaz mı albüme ya? Ya sopranolardan Montserrat Caballe ya da Maria Callas arıyorsun ve onlar da yok. İlk CD hafif buruk bir tad bırakarak kapandı.

2. CD’yi açtığımda muhteşem Gloria all’ Egitto bile bu burukluğu gidermeye maalesef yetmedi. Sonrasındaki eserlerde o gelişigüzellik halen devam etti. Üstelik CD 2009 kayıtlı olmasına rağmen bilgisayara takar takmaz şimdiye kadar yanılmamış olan Media Player gitti bambaşka albüm kapakları buldu, bambaşka isimler verdi eserlere. Hadi içeriğini düzgün hazırlayamadın, bari bunu düzgün ayarla değil mi?

Koskoca albümde sadece üvertürlerin olduğu 3. CD keyfimi yerine getirdi, o da Rossini sayesinde, aslına bakarsanız Media Player’ın tanıdığıı tek CD de bu oldu. Bu CD’yi gerçekten keyifli bir şekilde dinleme imkanı buldum. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde bu sezon Sevil Berberi de var, kesin gitmek lazım bence.

Peki sadece birkaç Rossini üvertürü ve geçişi için, bu 3 CD’lik albüm alınır mı? Bence hayır. Keşke Deutsche Grammophon alsaydım dedirtiyor bu albüm. Ve bir kez daha klasik müzik alanında iseniz toplama eserlerden kaçın ey ahali diyor. Ve elimde kendimi vererek dinleyeceğim bir toplama albüm daha var. Hadi hayırlısı, bundan ne çıkacak bakalım.

Pazar Şiirleri - 27.02.2011

Cumartesi kahvaltı müziğinden sonra artık her pazar da haftasonu şiiri kategorisinde beğendiğim şiirleri burada paylaşacağım.

Bu haftanın şiiri Behçet Necatigil'den..


SEVGİLERDE


Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...